Karagoncilo; Karadeniz bölgesinde, insanüstü fakat insan şeklinde, dev yapılı, vücudunun her tarafı tepeden tırnağa kapkara tüylerle kaplı yaban adamına için kullanılır. Geceleri ormanların kralıdır. Karşı beri ormanlardan zaman zaman yüksek sesle birbirlerine bağırırlarmış. Bunların efsaneleşmiş maceraları eskiden beri yöredeki yaşlılar tarafından çocuklara anlatılır.
KARAKONCİLO YAPAN FAZLA KİMSE KALMADI
Karakoncilo, aynı zamanda köyde gençlerin oynadığı bir oyundu. Yılbaşı kutlaması havasında yapılırdı. Bir geceyle sınırlı değildi ama kış aylarının özellikle de Kalandar (ocak) ayının bir oyunuydu.
Bu oyunu gençler oynardı. Daha çok yeni delikanlılar. Beş on delikanlı, akşam üzeri bir evde toplanır. Önce tedbili kıyafet yaparlardı. Kimi eski elbiseler giyer, kimi kadın kıyafeti giyer, yüzler gözler özellikle kömürle boyanır, takma sakal, bıyık, ve koyun postundan yapılmış kavuk, keçeden yapılmış kabalaklar giyilir, kesinlikle tanınmayacak şekle gelinirdi.
Akşam yatsı namazından sonra, karakoncilo işe koyulurdu. Mahalledeki evler tek tek gezilirdi. Kapı çalınır, kim o sesine cevap verilmez, kapı şiddetli olarak tekrar tekrar çalınırdı. Kapı açıldığında buyurun beklenmeden içeri dalınır. Horon oynanmaya başlanırdı. Varsa kaval kemence, yoksa tas tencere ile ritim tutulur atlanır zıplanır ve ev sahiplerinden para, meyve, mısır, fındık, ceviz istenirdi. Son dönemlerde müzik işi omuz askılı teyplerle halledilirdi.
Bu beklenmeyen misafirler evlerde büyük bir hoşgörüyle karşılanır. Ev ahalisi yataktan bile kalkar bu şenliğe katılırdı. Bu şenliğin olmazsa olmaz iki kuralı vardı. Birincisi karakonculadan kimsenin tanınmaması. Bunu sağlamak için karakonculocular kimseyi yanlarına yanaştırmazlardı. Yüzlerini başlarını açmak için hamle yapanları ellerindeki iğneler ile tehdit ederek uzaklaştırırlar ve sesleri tanınır endişesiyle hiç konuşmazlardı.
Her evdeki şenlik, şamata istenilen para ya da nevale alınıncaya kadar devam eder, istenen alındıktan sonra da karakoncula o evden ayrılarak başka evlere geçerdi. Bu arada bazı çocuklar korkar ağlar, evin ihtiyarlarının arkasına gizlenirlerdi.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Makale: Özhan Öztürk
Doğu Karadeniz
Bölgesi’nde Trabzon ve civarında mahalli takvimde Ocak
ayına Kalandar ayı,
yeni yılın başladığı gün kabul edilen 14 Ocak’a Kalandar günü veya Kocakarı yılbaşısı, çeşitli
eğlencelerin yapıldığı gecesine ise Kalandar
gecesi adı verilmekteydi.
Kalandar
ve Zemheri
Anadolu’da
kışın en sert geçtiği zamanlar 22 Aralık ile 31 Ocak arası kabul edilmekte ve
bu 40 günlük dönem Arapça kış anlamına gelen zem ile Farsça uğultu anlamındaki
harir kelimelerinin birleşmesi ile oluşturulan Zemheri olarak
adlandırılmaktaydı. Hastalıkların fazlaca görüldüğü bu dönemde ara sıra kendini
gösteren güneşe aldanıp ince giyinenlere ise zemheri zürafası yakıştırmasını
yapılmaktaydı. ‘Bekarlar neler çeker/
Kalandar soğuğunda’ şeklinde manilere konu olan Kalandar ayı
kimi yerleşimlerde Şubat ayının ‘Küçük Ay’ olarak anılmasına atfen ‘Büyük ay’ adıyla da bilinmekteydi.
Kalandar
Gecesi Eğlenceleri
Kalandar
geceleri, kalabalık gruplar halinde köy evlerini dolaşan gençler ve çocuklar
genellikle kemençe (nadiren tulum veya kaval) eşliğinde horonlar ve çeşitli
kılıklara girip, seyirlik oyunlar oynayarak köydeki tüm evleri gezerler
bunlardan yiyecek maddeleri ve para toplarlardı. Bir evin önüne gelindiğinde
‘bereket’ temalı Kalandar
tekerlemeleri söylenir ve ev sahibinin maddi durumuna göre
çeşitli hediyeler vermesi beklenirdi.
Kalandar
Tekerlemeleri
Kendi
köyüm Sürmene ilçesine bağlı Karacakaya’da (Eski adı ‘Macuka’ veya ‘Mazuka’) bu
tekerleme şu şekildeydi:
“Kalandaris
kulandaris
Erkek
uşak dişi buzak
Ver
Allah ver
Dolsun
bucak”
Uzungöl
(Şerah) köylerinde şöyleydi:
Kalandar
gecesi devlet bahçesi
Veren
hatun vermeyen katır
Çaykara’nın
Şahinkaya (Şur) köyünde ise şu şekildeydi:
Kalandar
gecesi devlet bacası
Tasımı
dolduran cennet hocası
Doldurtmayan
cehennem hocası
Üstte
erkeği altta dişisi
Çarşıbaşı
ilçesinde olduğu gibi kimi yerlerde bir sopanın ucuna bağlanan üzerine çıngırak
bağlanmış bir torba ev kapısından içeri uzatılırken şu tekerlemesini söylenir,
ev sahibinin torbayı şeker, mısır unu, tereyağı, fındık ve çeşit kurutulmuş
elma, armut, üzüm kurusu gibi çeşitli yemişlerle doldurup geri vermesi
beklenirdi.
Gece
geldim kapınıza
Selam
verdim Yapınıza
Selamımı
almazsanız
Daha
gelmem yapınıza.
Gümüşhane’de
Gümüşhane
köylerinde küçük bir merdiven iki kişinin başına geçirilir, öndekinin eline bir
kazma verilir, kazmanın ağzı deve başına benzeyecek biçimde sarılarak gövde
deveye benzetilirdi. Deveyi güden önde, arkadaşları arkada olmak üzere
duracakları kapının önünde (İh!!) der, deveyi çökertir, şu tekerlemeyi
söylerlerdi:
Kalandariya,
Farfariya
Git
kilere
Gel
kapıya
Ver
deveye
Pestilden,
dutdan
Elmadan,
armuttan
Şekerden,
çaydan
Külekteki
yağdan
Bulgurdan,
yarmadan
Kavurmadan,
kıymadan
Dahasını
saymadan
Ver
babam (Ağam, Bacım, Nenem) Ver!
Seyirlik
Oyunlar
Köyün
yetenekli gençleri özellikle zengin evleri önünde çeşitli kılıklara girerek
seyirlik oyunlar oynar bu sırada köyü halkı da müzik eşliğinde gerçekleştirilen
bu oyunları ve sonrasında oynanan horonları keyifle izler hatta katılırdı. Gençlerden
biri yüzlerini is ile siyaha boyadıktan sonra kimi üzerine koyun postu sarıp,
beline çıngıraklar ve kelekler takılıp eline de uzun bir sopa alarak karakoncolos kılığına girerdi.
Gençlerden biri yine yüzünü siyaha boyayarak keşen ve peştamal giyerek kadın
kılığına girer, birisi yüzüne koyun spotundan sakal takarak eski kıyafetler
giyerek dede kılığına girerdi. Toplanan yiyecekler eğlenceden sonra ya da
ertesi gün satıldıktan sonra pay edilirdi. Büyük köylerde her mahalle kendi
eğlencesini ayrı yapar, tüm bu oyunlara ek olarak kimi zaman mahallenin dedesi
ve kadını karşı mahallenin torbasını kaçırmaya çalışırdı.
Çaykara’nın
Şahinkaya (Eski adı ‘Şur’) köyünde 1980’lerin başında Karakoncilo
oyunu şöyle oynanmaktaydı:
Bir
gencin başına, gövdesine inek veya koyun derisinden bir elbise geçirilmekte ve
yüzü is ile iyice karartılmaktaydı. Üstüne ziller, kelek ve çıngıraklar takan,
yırtık, pırtık, pantolon ve kıyafetli karakoncilo elinde kızı (kadın kılığına
giren bir ekek oyuncuyu) ve kendini koruyacak uzun bir değnek taşımaktadır.
Değneğin ucuna ayrıca bir şiş iyice sokuşturulup, yerleştirilmiştir. Kalandar
ekibi topluca evlere gitmekte, elinde çuval taşıyan genç kapıyı çalmaktadır.
İçeri girildiğinde pek konuşmamaya dikkat edilir. Evin müsait bir köşesinde
horon yapılır. Horondan sonra çuvala en büyük tas işaretle onun zahire (mısır)
doldurulmasını değnekle belirtir. Ve yahut para istenir. Ekibi rahatsız edecek
olan olursa değneği, şişli değneği yumuşak yerinde hissetmekteydi.
Kalandar
Kırma
Tüm
Karadeniz bölgesinde Kalandar ayının ilk günü olup bitenler çok önemsenir ve
mümkün olduğu kadar şansa bırakılmazdı çünkü ilk gün yaşanacak olayların tüm
yılı etkileyeceğine inanılmaktaydı. Ev sakinleri sabah daha eve kimse gelmeden
dışarıdan bir kapla su getirip, evin içine serperek tüm yıl için bereket ve
temizliği garanti altına almaya çalışırdı. Yeni yılın ilk günü eve ilk gelen
kişinin karakteri o hanenin o yıl yaşayacağı olaylarla ilişkilendirilir, temiz
giyimli, zengin ve iyi huylu kişilerin girmesi iyiye pasaklı, fakir ve kötü
huylu kişilerin gelmesi ise kötüye yorulurdu. Sözün özü eve ilk giren kişinin
iyi olması o yılın iyi geçeceği, hane halkının hastalanmayacağına, ahırdaki
hayvanların gebe kalmasına, ürünün bereketli olmasına olumlu tesir edeceğine
inanılmaktaydı ki bu inanışa kalandar
kırma adı verilmekteydi.
Kalandar’ın
Gün Sayması veya Minolaya
Kalandar
ayının ilk günü yani 14 Ocak ve ardından gelen 11 gün (toplamda 12 gün boyunca)
boyunca havanın gidişatına bakıp, her günü o seneye ait bir ayla
ilişkilendirerek senelik hava tahmini yapma işine Rize ve Trabzon’da Kalandar’ın Gün Sayması, Karakonceller, Karakoncolos zamanı ya
da Karakoncilo,
Rumca konuşulan köylerde ise sanki eski bir bilimmişçesine Minolaya[1] yani ‘ay bilimi’ adı verilmekteydi.
Bazı köylerde Karakoncila
Aralık ayının son altı günü ile Kalandarın ilk altı gününe denk getirilmekte,
bazılarında ise Ocak değil Mart ayında yapıldığından Mart Kırması adıyla
bilinmekteydi. Sonuçta 12 ay ile ilişkilendirilen 12 gün olup bitenler ilgili
ayın nasıl geçeceğine yorulduğundan havaların sıcaklığı, tarlaların bereketi
hatta ölüm ve doğum gibi önemli olaylar açısından ciddiye alınarak takip
edilmekteydi. Temmuz ayına denk gelen gün açık havada kamis (eski tip keten gömlek) kurutulacak kadar
iyiyse, Temmuz ayı güneşli geçecek yani inekler için kesecek bol kışlık çayır
olacak demekti. 12 günün bir kısmı veya tümünün kötü geçmesi hane halkında
moral çöküntüsüne sebep olmakta Karakoncilo iyi geçmedi veya minolaya iyi
gelmedi (Ruma ‘Ifedos da minoloya kalo uçerthe’) denilmekteydi.
Kalandar
Çöreği
Kalandar
gecesi köy gençleri yukarıda anlatıldığı gibi 7 ayrı evden topladığı un, yağ ve
tuz ile aynı gece, dört yol ağzı olan bir yerde (cinlerin olaya karışması
isteniyor demek ki) 7 ayrı çitten (Rumca ‘frahti’)
yakışan ateşte çok tuzlu çörekler pişirir ve bu çörekten yiyen gençlerin
(özellikle genç kızlar) o gece rüyalarında evlenecekleri kişiyi göreceklerine
inanılırdı. Dört yol ağzında yakılan ateş kendiliğinden sönüyorsa cinlerin ateşe çiş yaparak
söndürdükleri düşünülmekte ve bir başka dört yol ağzı aranmaktaydı.
Malzemelerin toplaması, yoğurulması ve pişirme işleri yapılırken gerek evin
büyük oğlu (portikal) gerekse küçük oğlu (kofterir) hiç konuşmazdı. Geleneğe
sonradan eklenen bir uygulama ise rüyaya yatmadan önce 2 rekât namaz
kılınmasıdır ki batıl geleneğin yok olmaması için İslami itirazları yumuşatmak
için uydurulmuş olmalıdır.
Kökler
Romalılar yeni
yılın ilk gününe Kalandes adı
verip, büyük coşkuyla kutlamakta, yılın ilk günü nasıl geçerse tüm yılın da
aynı şekilde geçeceğine inanmaktaydılar. Bu gelenek Hristiyanlığın kabulünden
sonra diğer pagan adetleri gibi benimsenerek Bizans’a dolayısıyla Anadolu’ya da
geçmiş ve yerleşmiştir. Bizans Rumları yeni
yılın ilk altı günü süren bayramları zamanla ayın ilk oniki günü (dodeka) kutlamıştır. Kalandar
kelimesi Latince ayın birinci günü anlamında ki calandae kelimesinden
ödünçlenmiştir ki Batı dillerindeki takvim anlamına gelen calender kelimesi ile ortak
köke sahiptir. Ortodoks Hristiyan Rumlarda çocuklar 24 Aralığı 25’ine
bağlayan gece “kalanda” adı verilen noel şarkıları[2] söyleyerek Hz. İsa’nın doğumunu
kutlamakta herkes bütçesine göre kapısına gelen çocuklara hediyeler
vermektedir. Evleri dolaşma Kalantezma ile
benzer şekilde yılbaşı gecesi özel çörekler yapıp bunlardan birisinin içine
şanslı bir kişinin bulması için altın konulması (vasilo pita ‘kral ekmeği’)
büyük ölçüde bölgede yaşayan Rumlardan ödünçlenen adetlerdir. Doğu Anadolu
Ermenileri de Kalandar geleneğini Gağant adıyla yaşatmakta olup
bazı Kürt yerleşimlerinde de bugün dahi aynı adla kutlanılmaktadır.
Kuzey
Karadeniz’de ki Yalta kentinde
yaşamış Rumların Kalandar gecesi şarkılarından birisi şöyleydi[3]:
Kalimera
ais Vasil (Merhaba, Aziz Vasil)
Na
fers iyia, ivlouiyia (Bize sağlık ve inayet)
Biritet,
prama, lougar (tahıl, sığır, eşya)
Kapitia,
fimoria, kalo kardia (para, altın, iyi kalp getir)
Karakoncolos,
Karakoncilo
Esmer
tenli ve tüylü yaban adamına verilen isim olup, kışın en soğuk zamanı kabul
edilen Kalandar zamanı ortaya çıktığına inanılan, ustalıkla kandırılmaz, gönlü
Congolos
Anadolu’da
congolos adıyla bilinen inanış yöreden yöreye küçük farklılıklar içermektedir.
Sözgelimi Yozgat’ta da kışın en şiddetli zamanı Congolos ayı olarak
Bölge
Dışı Tanıklıklar
Karakoncolos
inancına yer veren Türkçe en eski kayıt 17. Yüzyıl’da Evliya Çelebi’nin
Seyahatnâmesi’nde birkaç kez yer almakta[4] İstanbul’u koruyan tılsımları
anlatırken bir mağarada yaşayan koncoloslardan bahsetmekte, Balkan
seyahatinde Bulgar köyü
olan Çalıkkavak’ta koncoloza dönüşen bir cadıyı anlatmakta ve Kafkasya seyahati
sırasında gökyüzünde şimşeklerin çaktığı kara koncoloz gecelerinde Çerkez
oburlarıyla Abaza oburlarının
gökyüzünde savaştığını kaydetmektedir.
Karakoncolos
İnanışının Kökeni
Yunanca
karakoncolos, kalikancaros (καλικάντζαρος) formunda ve
daha çok çoğul kalikancari
(καλικάντζαροι) olarak geçmektedir. Yunan halkbiliminin
öncüsü Nikolaos Politis (1852 Kalamata-1921 Atina) ‘Yunan Halkının Yaşamı ve
Dili’ (1889) adlı eserinde[5] İstanbul, Kıbrıs, Ege Adaları,
Karadeniz Bölgesi ve Yunanistan’ın
pek çok bölgesinden çok sayıda karakoncolos derlemesi sunmuştur. Söylencelerde
Karakoncolosların 24 Aralık’a denk gelen ve Xristougenna (Χριστούγεννα) olarak
bilinen İsa’nın
doğum gününden bir gün önce yeraltından yeryüzüne çıktıkları ve Epifani gününe
dek (Ta Fota ‘Işıklar’) yeryüzünde kaldıkları anlatılmaktadır. Yeraltı iblisleri
olarak görülen Kallikantzarinin yeryüzünde geçirdiği Oniki gün Dodekaimera olarak anılmakta
Ortodoks Kilisesi’nde Mesih’in vaftizi kadar önemli görülen Işıklar Bayramı’
arifesinde rahipler yerleşimdeki tüm evlerin etrafına gider ve “ayiasmos” ayini
yapar yani evleri ve onlarda yaşayanları kutsamak için kutsal su serpiştirir.
Böylece Dünya Ağacı’nın
köklerini kemiren karakoncoloslar yeniden yer altına dönecektir. Yunan
folklorunda kalikantzariler insanlara hile ile kandırıp, çeşitli oyunlar yapan,
boynuzlu ve kuyruklu, keçi biçimli sakalları, sıska veya şişman, kısa veya uzun
boylu her boyutta olabilen evlere bacalarından giren, yiyecekleri çalan çirkin
yaratıklar olarak tanımlanmaktadır. Yunan köylerinde kışın ev hanımları
bacaları ve kapı ve pencerelerdeki tüm delikleri kapatırarak, Kalikantzari
içeri girmesini engelleyeceklerine inanırdı. Kadınlar, evlerinin çatısına et,
sosis ya da xerotigana (bir tür kızarmış hamur gibi)
atarlardı. Bu sırada “Titsi, titsi loukaniko, kommati xerotianon, na fasin kai
na fyousin” diyerek onları evlere girmemeleri için “gitmeleri için sosis ve
çörek yemelerine izin verin” anlamında sözlerle uyarırlardı.
Karakoncolos
Kelimesinin Kökeni
Avusturyalı
Türkolog Andreas Tietze (1914-2003), ‘The Lingua Franca In The Levant’ adlı
eserinde Yunan folklorunda bir deniz cini olarak geçen kalikantzaros’un
(καλλικάντζαρος) adlı bir deniz cini ve hikayesi çeşitli varyasyonlarıyla Türk
ve Arap dünyasına yayıldığını bildirdikten sonra Cezayir’de qârâqendlûz
adıyla bir çeşit vampir olduğunu kaydetmiştir. Aynı yazar, Tarihi ve
Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugatı’nda ise ek olarak Karadeniz diyalektinde ise
καρκαντζαλος formunu bildirmiştir. Politis ise tıpkı Metin And’ın Ortaçağ
Avrupası’nda Araplarla kötülüğün özdeşleştirdiğini bildirdiği gibi,
karakoncoloslar ile Çingeneleri
eşleştirmekte, ‘kali’ ve ‘kancaros’ Kelimelerinin Mısırlı Romanlar için
kullanıldığını kaydetmektedir.
Momoyer
Oyunu ve Karakoncolos
Trabzon
ve çevresinde konu, karakter çeşitliliği ve Ortaçağ hatta öncesi destanları
sentezleyen örnekleriyle farklılaşmış, Kalandar günü doğaçlama oynanan seyirlik
köy tiyatrosuna Rumca konuşulan köylerde ve çevrelerinde verilen isimdir.
Momoyeri canlandıran kişi, üzerine koyun postları giymiş, koyun yününden sahte
sakal takmış, beline hayvanlara takılan türde çıngıraklar takmış, yüzü kömür
isiyle (Rumca ‘maneya’) karaya boyanarak karakoncilo kılığına sokulmuştur. Bu
yüzden oyun çoğu yerde Karakoncilo oyunu olarak bilinmektedir.
Karakoncilo
Oyunu
Trabzon’un
Çaykara ilçesine bağlı, Yukarı Hopşera köyünden derlenip, yayınlanan oyunda
tamamen amatör olan köylüler tarafından canlandırılan karakterler şunlardır:
·
İhtiyar (eski elbise
giymiş, başında beyaz sarık, yüzünde takma sakal ve elinde baston
bulunmaktadır)
·
Deve (deve şekline
sokulmuş bir in-san olup, ihtiyarı taşımaya yarar)
·
Ateşçi (sivri külahlı,
uzun boylu, yüzü siyaha boyanmış, elinde sopa ile ateş karıştırmaktadır;
Hristiyanların oyunlarında şeytan olarak tanımlanır)
·
Delikanlı (şık bir elbise
giymiş bir genç), kız (kadın elbisesi giymiş, yüzü peçeli bir erkek)
·
Hediyeci (sırtında çuval
taşıyıp, o-yun ekibine verilen hediyeleri taşır)
·
Çoban (delikanlı ile
kızın horon etmesi için kaval çalar (Çaykara köylerinde horon yakın zamana dek
kemençe ile değil sadece kaval ile oynanırdı)
Oyun
ekibi bir evin önüne gelir, ihtiyar seslenince içeri buyur edilir ve bir hikaye
anlatmaya başlar. Bu arada kapı çalınır ve deve içeri girer, ihtiyar devenin
üzerine biner, ateşçi odaya girip elindeki sopa ile ocağı karıştırır. Çoban
dışarıda kaval çalarken delikanlı ile kız horon etmeye başlar. Hediyeci gelir
ve ev sahibinin verdiği hediyeleri alır. Seyirciler kız rolüne giren erkeği
tanımaya çalışırlar. Bu arada oyuncularla seyirciler yalandan kavga ederler.
Derlenen başka bir hikayede ise karakoncolos kılığında bulunan momoyer, elinde
ilaç şişesi taşıyan bir doktor, gelin kılığına girmiş bir erkek, gelini
seyircilerin sarkıntılığından koruyan iri yapılı koruyucu, çantacı ve kemençeci
bulunmaktadır. Oyunun düzenlendiği evde horon oynanırken gelin bayılır/ölür ve
doktor elindeki ilaç şişesiyle gelini diriltirdi.
Rumlarda
Momoyer
Osmanlı
döneminde bu oyunlar Erzurum ve Gümüşhane’ye kadar
yayılmıştı ve Gürcü ve
Ermeni kültürüne de girmişti. Giydiği postlardan dolayı bazı köylerde momoer,
momoera dışında Ermenice keçiler anlamına gelen koşa da (Gümüşhane Uluşiran),
Giresun Çağrak köyünde kalanda,
Gümüşhanenin Heriana ve Sivas’ın Akdağ maden köylerinde pordalas, pordalant (osuran,
osuranlar), Şebinkarahisarın Alişar ve Trupsi köylerinde ise Anadolu’daki
benzerleri gibi Arapis (Arap)
denilmekteydi. Anadili Türkçe olan Hristiyan Bafralılar oyunu karakocalar, Niksarlılar ise Gocamanon (< Türkçe
Kocaman) adıyla oynamaktadırlar. Karadeniz’li Rumlar, Osmanlı döneminde
oldukça kalabalık profesyonel kumpanyalar kurarak momoyer oyunlarını gerçek bir
sanat dalı haline getirmiş, mübadele ile
gönderildikleri Yunanistan’da da bu geleneği yaşatmış dahası, 1923 öncesi
Anadolu’da oynanılan oyun örneklerini de derleyip kaydetmişlerdir.
Köken
Momoyer oyunları birkaç daldan
kök almaktadır. Bunlardan ilki
Kurban Bayramında padişaha mahsus hazırlanan Koç. Bunlar
Saya Ocağı adı verilen görevliler tarafından beslenirdi.
Anadolu’da koç katımı törenlerinden 100 gün sonra, kuzuların
doğumundan 50 gün önce, kuzuların ana karnında canlandığına ve tüylerinin
uzamaya başladığına inanılan gün düzenlenen eğlencelerin kaynağı, İrani Saya gezmesi geleneği
olup, günümüzde pek çok Anadolu köyünde “Arap”, “dede” gibi isimlerle oynanılan
seyirlik köy tiyatrosu çeşitleridir. Bir diğer kök Romalıların yılın ilk
gününün nasıl geçerse tüm yılın o şekilde geçeceği inancıdır ki bu inanç (Rumca
evetiriakos) zamanla Roma/Bizans dönemi Anadolusunda da yaygınlaşmış ve yılın
her ayı için bir gün yani ilk oniki gün (dodeka) şenlikler düzenlenmiştir.
Çocukların kapı kapı dolaşarak kalanta adı
verilen dini şarkılar söyleyerek evlerden bahşiş ve hediyeler toplaması adeti,
karakoncoloz inancı hatta ilgili köye ait inanış ve Köroğlu’ya dek varan
destanların sentezi olan oyunlardaki karakter ve motif sayısı zamanla öylesine
artmış ve karmaşık bir hal almıştır ki belki de başlangıçta eski yılı temsil
eden bir ihtiyar adamın ölümüne üzülmeyip, yeni yılı temsil eden delikanlıyla
evlenen insanoğlunun vefasızlığını temsil eden gelinden ibaret olan 3 kişilik
karakter sayısı Samuilidis’in derlemelerinden birinde 149’u bulmuştur. Momoyer
temsillerinin çıkış noktası olması muhtemel olan çocukların ev ev dolaşarak
dini şarkılar söylemeleri, ya da Roma’ya özgü yılın iyi
geçmesi (Rumca ‘evetiriakos’) inancı ya da muhtemel diğer çıkış noktalarına
dair izlerin üstü motif ödünçleme ve çeşitliliğiyle örtülmüşse de temel nitelik
olan eğlenme ve eğlendirme isteği devam etmektedir. Evlerden toplanan
genellikle yiyeceklerden oluşan bahşişler genellikle oyuncular arasında
paylaşılmakta ya da fakir ailelere verilmektedir. Toplanan paralar ise
çoğunlukla kiliseye ya da hayır kurumlarına gitmekteydi.
Karakoncilo
Seyirlik Oyunları
Müslüman
köylerinde düzenlenen karakoncilo oyunları ise hiçbir dönem Rumlarınki kadar
motif ve kadro zenginliğine ulaşamamış, dini açıdan tiyatroya hatta horon
oynanmasına, çalgı çalınmasına dahi dinsizlik gözüyle bakan bir molla
kalabalığının ortasında, yerel halk tiyatrosu unutulma noktasına gelmiştir.
Basit ve kaba komedi olarak sergilenen oyunlar özellikle derebeylerin baskı ve
ayrımcılığını sürekli hisseden Rum toplumunca toplumsal yara ve sıkıntılarını
hicvetme amacıyla da kullanılmıştır. Metin And, Karakoncolos’ların Rumca
karşılığı olan Kalikantzari’lerin evlerin ateşini söndürüp eve bacadan girmek
istediklerine inanıldığından, bu açıdan oyunda ateşçinin elindeki sopa ile
ateşi karıştırmasının sembolik bir önemi olduğunu vurgulamış, bu
adetlerin Dionysos inanışının
kalıntısı olduğunu iddia etmiştir. İsviçre’de Baerzeli-Buebe yaratıklarının
geçit yaptığı Baerzelitreiben festivali, Skyros adasında Geros” veta “Correla”,
İspanya Zubieta festivali, Almanya’da Krampuslauf’da geçit yapan şeytani
Krampus’lar, Slovenya’da Kurentler, Bulgaristan‘da
Kukeriler, İtalya‘nın
Sardinya adasında Mamuthones festivalleri ve daha nicesi aynı dönemde kötü
ruhları kovmak ve baharın gelişini kutlamak için Ocak ayı içerisinde
düzenlenmektedir. Bunların tümünden söz etmek yazının kapsamını aşacak olsa da
aynı kökten beslendiklerini ve yine yarı bir yazının konusu olması gereken
insanlık tarihi kadar eski Dünya Ağacı inanışından
temellendiğini yinelemekte fayda vardır.
Bir Momoyer Oyunu
Örneği
Trabzon
ili, Maçka ilçesinde
oynanılan bir oyun mübadele sonrasında Trabzon göçmenlericne yerleşilen
Yunanistan’ın Kozani Bölgesi’nden derlenmiştir. Karakter çeşitliliğinin yanı
sıra, neredeyse tüm momoyer oyunlarında rastlanılan bir motif olan gelinin
osurarak Kiziri (kocasını) diriltmesi, derebeyinin keyfi zorbalığı ve Osmanlı
yargısının (temsilen kadı) taraflı tutumunun örneklerine bu oyunda
rastlanılabilmektedir.
Oyun ve
Karakterler Hakkında
“Atlı maskesiz iri yarı ve
çevik, katı ve kibirli biridir. Başında Karadeniz kukulası gibi, ipekten bir
mendil vardır.
Kizir, kötü giyimli alaycı, gözüpektir, fakat Derebeyi olan
Atlı’nın karşısında korkakça davranır.
Davacı, aynı şekilde kötü giyimlidir. Sırtında, belinden öne
doğru düşük ve belinden aşağıya doğru sarkık insan şeklinde kukla taşır.
Böylelikle hangisinin canlı hangisinin ölü olduğu zor anlaşılmaktadır.
Kadı, iyi giyimlidir, karnında yastık vardır, beyaz sakallı,
tesbihli ve bastonludur.
İki Şeytan, sürekli olarak cızırtı
yaparlar. Başlarında boynuzları ve kuyruklarında çıngıraklar vardır. Ellerinde
demirden çatallar, halkı, Momoyerosları ve özellikle de kendilerine küfür eden
Kadı’yı sürekli rahatsız etmektedirler.
Gelin maskesizdir, ama erkek olduğu anlaşılmayacak kadar
makyajlıdır.
Oyun
Güldürü
başlar:
Atlı,
tehditkarca voltalar atar ve mübaşire seslenir:
-Ulan
Kizir, Ulan Kizir!
Kizir,
gelmeye korkar ve bir yere saklanır. Atlı’nın üçüncü kez seslenişinde ortaya
çıkar.
-Buyur,
efendim. Buradayım!
Ortaya
doğru ilerler. Atlı ona doğru bağırır ve vurur.
-Bre
kerata! Sabahtan beri çağırıyorum. Sen ise yanıt vermiyorsun. Neredeydin
şerefsiz?
-Seveyim
seni, efendim, tuvaletteydim.
-Tuvalette
ne bok yiyordun?
-Sana
meze hazırlıyordum!
-Al
o mezeyi, karına, anana verde yesinler, kafir! Haydi çabuk atıma arpa ve saman
ver.
-Şimdi
yayıktan kaymak da istersiniz! İşte arpa ve saman
-İşte
şimdi sana bir aferin
-Kaynatamın
götünü ye emi!
-Ulan
Kizir!
-Buradayım
ağam
-Karakapan’dan
su istiyorum (Maçkadaki su kaynaklarından birinin adı)
-İşesem
olmazmı?
-Karakapandan
su dedim!
Mübaşir
suyu getirmeye gideri gelir:
-İşte
sana Karakapan’dan su
-Şimdi
de sana kocaman bir aferin
-Kaynatamın
götünü ye emi!
Atlı,
ortada yine dolanır ve yine seslenir:
-Ulan
Kizir!
-Buyur
ağam. Ne istersen söyle
-Atıma
çivi ve nal getir
-Bakalım,
sıra seni kulaklarından çivilemeye ne zaman gelecek?
-Çivi
ve nal dedim
Mübaşir,
büyük bir çivi getirir
-İşte
çivi al gözüne sok
-Neden
sana aferin demiyeyim ki?
-Kaynatamın
götünü ye emi!
Atlı
dolanır ve isteyecek başka bir şey düşünür. Birden seslenir
-Ulan
Kizir
-Mum
gibi karşında duruyorum ağam
-Çabuk
bana bir horoz getir
-Sahtesini
mi gerçeğini mi?
-Ne
sahtesi ne gerçeği. Horoz istiyorum der ve Kizir’e vurur
Mübaşir
bir tavuk getirir
-İşte
size hem erkek hem dişi bir horoz
-Öyle
mi? Bravo, yani aferin
-Kaynatamın
götünü ye!
-Ulan
Kizir!
-Kulağım
sizde efendim.
-Tanrı
derki, neyin varsa yarısını komşuna ver. Senin karın da var baldızın da. O
halde, ikisinden birini bana vermelisin.
Mübaşir
öfkelenir ve Atlının üstüne atılır. Kavga olur. Atlı Kizir’i öldürür.
Davacı
gelir. Kardeşini ölmüş görünce, suç duyurusunda bulunmak amacıyla Kadı’ya
gider.
-Efendim.
İki kardeşim vardı. Birini dün öldürdü, onu sırtıma bağladım. Diğerini ise
bugün yol ortasında öldürdü. Bu devlette yasa varsa, onun yargılanması gerekir.
-Kardeşlerini
öldürten kim?
-Derebeyi
Kadı,
Şeytana seslenir ve ona:
Çabuk
derebeyini buraya getir der.
Şeytan,
cızırtı yaparak gider, Atlıyı alır ve onu Kadının huzuruna getirir.
Kadı:
-Sen
Tanrımısın? Bu adamları neden öldürdün? Bana açıklamanı istiyorum.
Atlıu
içi Lira dolu bir kese çıkaraır ve onu Kadı’ya uzatır. Kadı, alır, keseyi
eliyle tartar ve memnun olmuşcasına, yumuşak bir tonda:
-Niçin
öldürdün? Diye sorar
-Söyliyeyim,
dinle: Kitaplar derki: Büyük balık küçük balığı yer. Ben Derebeyi olarak
köylere geldim. Arpa istedim ‘yok’, saman istedim ‘yok’ su istedim ‘yok’ nal
istedim ‘yok’, horoz istedim tavuk verdi. Güzel gari’ları (karı) vardı, birini
istedim vermedi. Diğerini istedim, vermedi. Kanım tepeme çıktı. Vurdum ve
öldürdüm onu!
-Gari’lar
güzel mi?
-Çok
güzeller. Köyün soğuk suları gibi
Kadı,
Şeytan’a buyurur:
-Gelin’i
getir de göreyim
Şeytan,
gider ve gelini getirir. Kadı gelini görür ve beğenir.
-Aman,
ne güzel! Ha… Şimdi dulda kaldı, der ve Gelin ağlamasın diye Kadı, Şeytan’a:
-Doktor’u
getir de, Gelin’in kocasını muayene etsin. Öldü mü , bayıldı mı?
Gelin,
Kizir’in yanına gider ve ağlar. Doktor gelir ve komik bir muayene yaptıktan
sonra Şeytan’a:
-Kalem
ve hokka getir. Rapor yazacağım, der
Şeytan sadece kalem
getirir. Doktor kızar
-Sana
hokkada getir demiştim
Şeytan
cızırtı eder ve arkasını çevirir. Doktor da onu hokka gibi kullanır ve raporunu
nasihat verircesine yazar:
-Kimin
karısı güzel ise, yaşamaya fazla zamanı yok
Gelin,
kocasının öldüğünü ve yaşlı Kadı’nın kendisini istediğini anlayınca,
bakışlarını kaldırır, kendisine arzuyla bakan Derebeyi’ni görür ve o an yanına
gitmek ister.
Gözyaşlarını
siler, gider kocasının başı üzerine osurur ve sonra aşkla atlının yanına gider.
Fakat o an ölü kocası dirilir, kalkar ve etrafına bakarak:
-Bu
gece güzel bir rüya gördüm
-Osuruktandır,
der Doktor
-Yok
canım çiçek kokluyordum
-Osuruk
kokusudur
-Yok
çiçek kokusuydu
-Bir
daha iyice kokla
Mübaşir,
parmaklarını koklar ve:
–
Doğru osurukmuş, kafama kim osurdu?
–
Şeytan cızırtı eder ve o sırada Atlı’nın kucağında olan Gelin’i gösterir. Atlı
seslenir:
–
Ulan kemençeci, kemençe çal!
Kemençeci
çalar, horon başlar. Mübaşir yabancı gibi, bir köşede bağdaş kurmuş üzüntüyle
Atlı’nın yanında horon eden karısını izler”[6]
Kaynakça
Altun,
Murat. “Of Conspiracies and Men: The Politics of Evil in Turkey.” Yayımlanmamış
Doktora Tezi. Minnesota: University of Minnesota, 2016.
And,
Metin. Dionisos ve Anadolu Köylüsü. İstanbul:Elif Yayınları, 1962
Asan,
Ömer. Pontos Kültürü. İstanbul: Belge Yayınları, 1996
Balıkçı,
G., Rize-Pazar Akbucak, Ortayol ve Uğrak Köyleri’nin Etnik Yapıları. Ankara
Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkbilim Anabilim Dalı Yüksek Lisans
Tezi. 1995
Brendemoen
B., The Turkish Dialects of Trabzon. 2 cilt. University of Oslo. Oslo, 2002
Caferoğlu,
A. Kuzey-Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. İstanbul, 1946
Elçin,
Şükrü. “Karakoncilo Oyunu.” Türk Folklor Araştırmaları Dergisi 147. 1961.
Emiroğlu,
Kudret. Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü. Gülen Ofset, 1989.
Evliya
Çelebi. Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi. Yapı Kredi Yayınları.
İstanbul, 2013
Her
Yönüyle Güneysu Rize
(1996) Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği. İstanbul
Kazancı,
M. Şur (Şahinkaya) köyü monografisi. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi,
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü. Halk Tezleri. Erzurum, 1982
Kahane,
H. & R, Tietze A. The Lingua Franca in the Levant, Turkish Nautical Terms
of Italian and Greek. Urbana, 1958
Kazmaz,
Süleyman. Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültürünü Araştırma
ve Tanıtma Vakfı. Ankara, 1994. s. 270
Özbaş,
H. “Yozgat’ta Congolos”. Türk Folklor Araştırmaları. 1967 (212) s.7
Özcan.
S.Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları. Kültür Bakanlığı, 1990
Öztürk,
Özhan. Karadeniz
Ansiklopedik Sözlük. 2 Cilt. İstanbul: Heyamola Yayınları, 2005.
Öztürk,
Özhan. Folklor ve
Mitoloji Sözlüğü. Phoenix Yayınevi. Ankara, 2009
Papadopulos,
LP. Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina 1958-1961
Polites,
N. G. Μελέτη περί τοῦ βίου καί τῆς γλώσσης τοῦ ἑλληνικοῦ λαοῦ. Παραδόσεις. Athens, 1904.
Rize Kültür
Derlemeleri. Rize: Rize Halk Eğitim Müdürlüğü Yayınları, 1999.
Samuilidis,
Hristos. Geleneksel Pontos Halk Tiyatrosu.İstanbul: Belge Yayınları, 1999.
Tietze,
Andreas. Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lugati. C.4. (Ed. Semih Tezcan).
Ankara: Tüba, 2016.
Türkiye’de
Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul
Yurt
Ansiklopedisi (1982-1983), Anadolu Yayıncılık. 10+1 cilt. İstanbul. s. 946
Notlar
[1] Yunanca minas
(μήνας) + logia, logos (λόγος) “söz” kelimesinin çoğul formu
[2] İngilizce carol
‘a religious folk song or popular hymn, particularly one associated with
Christmas’
[3] Zbandout L.G.
(Yalta) E. V. Khadzhynov “Song’s folklore of Romeans of Donbass
[4] “Rum kefereleri
ekseriya Esvet Nikola ve Sarı Saltık ve Meryem Ana ve Kasım ve Ayanta ve Hızır
İlyas ve Şemun ve Bertuk ve Kara
Koncoloz nam bednamları günlerinde perhiz üzere oldukları
zaman bu balık pazarı aşbazları yağsız taamlardan bakla ve nohud ve mercimek ve
galeta ve ipsemata ve ipsomisko yani ekmek tiridi ve alkuryasa yani hıyar boranisi
ve kormidiya yani soğan dolması bir güne yağsız üzüm taamlaru pişirüb…”
[5] Μελέτη περί τοῦ βίου καί τῆς γλώσσης τοῦ ἑλληνικοῦ λαοῦ
[6] Derleyen E.
Kiriakidis
Ayrıca
Oku: Linkler
Kukeri, Karakoncolos, Krampus, Kurent Nedir?
Yeti, Kocaayak,
Karakoncolos (Kriptozoolojinin en önemli Konuları)
Doğu Karadeniz köylerinde kış faaliyet ve inançları
ARAŞTIRMA: Muhammet Ali SARI
karagonciloz,kalandar,kalandaris,çaykara,efsane,araştırma,karadeniz,hikaye,karagoncilo,karagoncilos,yöresel,Karakoncolos,kocakarı,çaykara kültürü,










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder