Önce istersen neye ait olduğunu bulmaya çalış. Ya da aslında neye ait olmadığını ve en nihayetinde bir aidiyetin gerekliliğini... Seni tanımlayan etiketlerine bak. Ne de biçimsiz ve çelimsiz sözcüğün klavuzluğunda yol aldıklarına... Sana ne ettiklerini gör.
Acı olacak belki ama, onlardan sana kalan, kala kala sen kalan dörtlüğe bak. Şimdi soruyorum sana, başlayabilecek misin bu yalın mısradan? Başkalarıyla aynılaştırırken, aslında seni eksilten paragraflarını feda edebilecek. misin? Bu kadar sadeleşmeye hazır misin? Yeni bir başlangıç diyordun ya hani. Şimdi, cesaretin var mı tekrar söyle! Esasında yeni bir başlangıç gibi görünen sade bir devama...
Var diyorsan eğer cesaretin; öyleyse içinde ne varsa kusarak başla, kalan hikayenin ilk paragrafına. Hiç bir şey kalmasın beyninin guddelerinde. Ikına bildiğin kadar ıkın, nöronlarında kalmasın hiç bir sözcük. Ve sonra yeniden başla her birini yudumlamaya. Nasıl da bir zamanlar tiksinmeden yuttuklarına, sorgusuz, sualsiz, bazen onaysız, sık sık tutarsız tıkındıklarına, sana kimlik kattığını zannettiğin paçavralara ve de senden önceki zamanlardan vize almış tanrısı meçhul günahlara, sevaplara ve ayıplara...
Bizden öncekilerin basiretsizliği, ne yazık ki ferasetsizlik olarak kaldı kendinden sonraki asırlara. Ne yazık ki, hepimiz bu paslı zincirin birer halkası olarak çekiştiriliyoruz o yana bu yana. Sorgunun bittiği yerden devraldığımız dogmalarla yol alıyoruz hayata. Hatırla şimdi, sorgulamayı ne zaman bıraktığını, gözünü dünyaya açtıktan kaç ömür önce... Yeni bir şeyler yapmaya başlamadan önce, bilinçaltındaki hangi kabullenişin buyruğuna tabi olacağının ayrımını yapabilecek misin? Daha da önemlisi, bu buyruklardan bağımsız yol alabilecek misin? En irâdi dalgalanmalarında dahi, uğruna ölünesi idealleri fark edip, seçip; göndere dikmeden önce sorgulayabilecek misin? Hangi çağın defni unutulmuş idealinin eline yapıştığının ayrımını yapabilecek misin? Başa döneyim; yol alırken her daim sen olarak kalma cesaretini gösterebilecek misin?
Kendini tanımak, daha öncesinde de kendini levm edebilmek güçlü insanların işidir. Hayata yeni bir şeyler katarken, kendine rağmen yol alabilecek misin?
Ders kitapları, cafcaflı kelamların çalımlı cümleleri ile dolu. Bir satırda beyaz doğru, bir satırda siyah doğru. Esasında hepsinin doğrusu kendine doğru. Hal böyleyken senin doğrun ne olacak. Bütün bunların ayrımına varabilecek misin? Yoksa, sen de senden öncekilerden sana tevarüs eden çöplüğü, senden sonra kilere miras mi bırakacaksın?
Varsa bir marifetin, yeni bir şeyler kat hayata. Yeni fikirler inşa et, etrafı saran dikili taşlar arasından. Ve sakın mazinin çöplüğündeki sözcüklerle bir harabe de sen dikme afaka. Okunmamış bir zamana okur gibi, el değmemiş bir toprağa dokur gibi doku ama önce boşalt senden önce doldurulmuş her ne varsa içinden. Yeni bir şeyler katmadan önce hayata....
Etiketi yüreğinden büyük zavallılar gibi olma. Senden önceki asırların satırlarında bunlardan yeteri kadar var. Onların birçoğu, benliklerini besleyen kültürlerinden ve kibirlerinden arınmış düşünceler ortaya koyamadılar. Müstakbel etiketlerinin hatırına, mâzinin etiketlerine sarıp sarmaladılar kendilerini. Tabulara, klişelere doğmalara meydan okuyan en cesurları dahi, yaşadıkları zamanın klişelerinin ötesine geçemediler. Zira, hayatı tanımlarken kullandıkları alfabe, tanımlama ve Sorgulama becerisi gösteremeyecekleri kadar derin bir bilinç altında saklıydı.
Anladın mi şimdi? Önce kendini bul, sonra gerçeği..
Önce özgür kal, sonra özgür kıl......










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder